Bugün: 22.02.2018

SİFTAHSIZ GÜNLER BAŞLADI


Gökçeadalı hemşehrilerime sık sık ne kadar güzel bir coğrafyada yaşadığımızı hatırlatma ihtiyacı hissediyorum. Kış mevsiminin gelmesiyle birlikte adamızdaki konuklar gitti. Kaldık biz bize. Adamızın ekonomisi ağırlıklı olarak turizme dayandığı için esnafın büyük bölümü siftahsız dükkan kapatıyor, gelir düşük yüzler asık. Oysa organik tarım gibi müthiş bir seçeneğimiz var. Ancak bir türlü organize olamadığımız ve de her üretici kendi kendine üretip, satmaya çalıştığı için, gelir de sınırlı oluyor. Tarımsal ürünlerimiz toptancıya yetecek kadar olmadığından bu ürünlerin büyük çoğunluğunu birbirimize satmaya çalışıyoruz, dolayısıyla da ekonomimiz bir türlü güçlenemiyor. Oysa temiz toprak, temiz hava, temiz su, temiz tarım artık ülkemizde öyle kolay bulunabilir bir şey değil. Bizde var ancak değerlendiremiyoruz. Cittaslow yani yavaş kent unvanlı Gökçeada’mız çok daha iyisini hak ediyor. Yavaş kentin bir özelliği de slow food yani yavaş yemek. Bu hareket her yıl 10 Aralık’ta Terra Madre yani Toprak Ana günü kutlaması yapıyor. Bu tarihte Toprak Ana’nın verdiği nimetleri yiyip içme, insanlarla paylaşma ve doğaya teşekkür etme amacı güdülüyor.  Biz ve bizim gibi yavaş kentler yerel tatları, yerelde üretilenleri baş tacı ederken yerel üreticiyi önemserken bu arada ilginç bir yasa 2014 yılı başı itibarıyla uygulamaya giriyor. Söz konusu yasaya göre ekim yapacak çiftçinin kullandığı tohumun kayıtlı ve sertifikalı olması gerekiyor. Aynı yasada kayıt altına alınacak tohumun değişmeksizin aynı kalması şartı bulunuyor. Tarımla uğraşanlar gayet iyi bilir ki, doğada tohumlar aynı kalmaz. Tozlaşma ve arılar gibi nedenlerle yıldan yıla değişirler. Doğal olan bu tohumlar kısır değil değişkendir. Değişken olması da patent alınmasının önünde engel teşkil ediyor. Doğada değişmeyen tohum tipi hibrit tohumlar yani kısır tohumlar. Bu tohumlar yurt dışında üretiliyorlar. Bir kez ekiliyorlar, ürün alınıyor ancak üründen tohum elde edilemiyor. Çiftçi yeniden tohum almak zorunda kalıyor. Oysa çiftçilerimiz genellikle hasadının bir kısmını satıyor, bir kısmını kendi tüketiyor, bir kısmını da tohum olarak bir sonraki seneye ayırıyor. Çiftçilerimiz yeni düzende kısır hibrit tohumlarla uluslararası tohum şirketlerine bağımlı hale gelecek. Çiftçimiz hibrit tohumu almayıp kendine ait yerel tohumu kullanmaya kalkarsa ne olacak? Yasanın 12. Maddesine göre ilk etapta 10 bin TL para, tekrarı halinde ise 5 yıl faaliyetten men cezası verilecek ve tohumlara Tarım Bakanlığı tarafından el konulacak. Eğer tohumların imhasına karar verilirse, Bakanlık imha edecek ancak masrafları çiftçi ödeyecek. Çiftçi borcunu ödeyemezse haciz ve hapis cezası ile cezalandırılacak. Yasaya göre çiftçilerimiz yerli tohumu sadece kendi yiyeceği kadar ekebilecek. Bu ürünleri pazarda satamayacak. Eğer satarsa bu cezalarla yüz yüze gelecek. Bu önemli konuya dikkatinizi çekmek istedim. Toprak Ana Günü’nün sloganı “Yerel gıdanı baş tacı et, kaybolan ürünlerini koru”. Hal böyleyken durumumuz ne olacak pek bir merak etmekteyim. Önerilerinizi beklerim.

BEN OYUMU KİME VERECEĞİM?

Her kim ki Gökçeada’nın kendisini marka haline getirecek akılcı bir yol haritası çizerse ben oyumu ona vereceğim. Biliyorum bu dediğim o kadar kolay bir şey değil. Markalaşma sadece Gökçeada’nın deniz, kum ve güneşinin anlatılmasıyla olamaz. Yerel ürünlerimizle ülkemizin her noktasına ulaşabilmeliyiz. Benim önerim Belediyemizin önderliğinde Gökçeada ürünleri pazarlama kooperatifinin veya şirketinin kurulması. Ardından da zincir marketlerde Gökçeada köşeleri oluşturularak bu ürünlerin tüketiciye ulaştırılması.Bunu gerçekleştiren adamızın ekonomisini düzeltir ve de Gökçeadalıların gönlünü fetheder
Diğer Yazıları
  • PAYLAŞ
  • İzlenme : 1882