Bugün: 24.05.2018
  • Ana Sayfa
  • »
  • Gökçeada’ya Geliş Macerası 2

Gökçeada’ya Geliş Macerası 2


Gökçeada’ya alışıp, bağımızı diktikten ve de mükemmel üzümler elde ettikten sonra, sıra gelmişti bunları satmaya. Aslına bakarsanız fidanlarımızı ithal eden şirket üzümlerimizi alma garantisi vermişti. Ancak talihsizlik şu ki, bizim üzümler şarap yapılabilir yaşa geldiğinde şirketten eser kalmamıştı ortada. Neyse önemli değildi.  Adada başka şarap üreticileri vardı. Kendileriyle görüşüp üzümlerimizi vermek istedik. Ancak kendilerinden olumlu bir cevap alamadık. Biz de anakaradaki büyük üreticilerle bağlantıya geçtik. Ancak ilk kez o zaman gemi faktörünün dezavantajıyla yüz yüze kaldık. Çünkü hiçbir büyük üretici kamyonunu adaya göndermek istemiyordu. Acı gerçek yüzümüze tüm çıplaklığıyla vurdu. Elimizde mükemmel şaraplık üzüm vardı ancak bir işe yaratamıyorduk. Hem ablam, hem de ortağım Tülay hanımla birlikte oturduk düşündük ve de kendi şarabımızı kendimiz yapmaya karar verdik. Tabi ülkemizde şarap yapmaya karar vermek kolay, gerçekleştirmek zor. Öncelikle şaraphanenin neresi olacağıyla ilgili büyük sorun yaşadık. Çünkü her yer sit alanıydı ve de binamızı yapamıyorduk. Sonunda Şirinköy’de bulunan eski cezaevi binalarını keşfettik. Ve de uzun çabalar sonunda devletten bu binalardan birini kiraladık. Harabe, tam anlamıyla harabe halde olan binayı neredeyse baştan yaptık. Bittiğinde mükemmel olmuştu ama, bu bitişle birlikte hem sinirlerimiz hem de cüzdanımız oldukça zayıflamıştı. Ardından bitmek tükenmek bilmeyen kontroller ve bürokrasi geldi. Ve nihayetinde her şey bitti ve de ablamla birlikte “Tını” markasıyla şarabımızı piyasaya çıkarttık. Markamızın “Tını” olmasının çok basit bir nedeni var; küçük ses dalgası anlamına gelen “Tını”nın T’si ablam Tülay’ı, N’si de Nuray’ı yani beni temsil ediyor. Etiketimizde Piri Reis’in tarihi Gökçeada haritasını kullandık, elbette bize has bazı ilavelerle. Bu haritayı tercih etmemizin sebebi; adada devam eden Osmanlı kültürüne vurgu yapmaktı. Çünkü adamızda pek çok farklı etnik yapı, değişik din ve mezhepler bir arada başka yerlerin aksine neredeyse sorunsuz yaşıyor. Amblemimiz olarak ise eski Grek tanrıçalarından Athena’yı tercih ettik. Athena savaşçı bir tanrıça ancak sadece kaba kuvvetiyle değil aklıyla da savaş kazanıyor. Eh biz de iki kadın olarak pek çok ayrı konuda “savaştık”. Bu “savaş” bazen  bürokrasiyle, bazen kötü niyetli komşulara karşı oldu… Her birinden aklımız, bilgimiz ve azmimiz sayesinde başarıyla çıktık. Dolayısıyla da Athena’yı kendimize yakın hissettik. Athena, aynı zamanda adamızda bulunan Grek kültürüne bir atıfta bulunmak açısından da uygun düşüyordu. Ey Gökçeada’ya yatırım yapmayı düşünenler! Bu yazıyı okuduğunuzda sakın ola ki umutsuzluğu kapılmayın. Azim, çalışma ve ada aşkı her zorluğun üzerinden gelmenizi sağlayacaktır. Bunu unutmadan yolunuza devam edin. Gökçeada’mızı ihmal etmeyin.
Diğer Yazıları
  • PAYLAŞ