Bugün: 20.08.2018
  • Ana Sayfa
  • »
  • Gökçeada’ya Geliş Macerası 1

Gökçeada’ya Geliş Macerası 1


Yıllar yıllar önceydi. Gökçeada’ya ilk kez geliyordum. O zamanlar tabi milattan önceydi, çok eski bir gemiyle iki buçuk saatte adaya ulaşmıştım. Gemi Kuzulimanı’na yavaş yavaş yanaşırken liman tam bir karmaşa içindeydi. Limandaki binalar metruk vaziyette, büyük metal depolar harap haldeydi. Doğru dürüst tek bir yeşilliğin bile görülmediği tepeler çıplaktı. İlk beş dakikada ada ile ilgili izlenimim bir daha buraya ayak basmamaktı. Sonra ne oldu bilmiyorum. Birden bire sinirime dokunan pek çok şey önce normalleşti ardından da hoşuma gitmeye başladı. Nedenini bugün bile henüz anlayabilmiş değilim. Ancak Gökçeada maceramızın başlangıcı aynen böyle oldu. Benden önce buraya annem, ablam, dayım ve yengem gelmişlerdi. Beğendiklerini söylemişlerdi.İlk gelişte başlangıçta hoşlarına giden şeyin ne olduğunu anlayamamıştım ancak zaman geçince en önemli sebebin dinginlik olduğunu fark ettim. Gökçeada’ya geldiğim yıllarda İstanbul’da gazetecilik yapıyordum. Bu arada yeme-içme konusunda da çalışmalarım vardı. Ve de elbette şarap içmeyi de çok seviyordum. Şarabı daha çok öğrenmek için de çeşitli kurslara gitmiştim. Gökçeada’ya geldiğimde markasız pek çok şarap vardı. Pek çoğu bana hitap etmemişti. Ama yine de bu küçücük yerde onlarca farklı elden çıkmış şarap beni cezbetmişti. Ardından Ada’ya geliş gidişlerim sıklaştı. İstanbul’da ofis ortamında çalışırken artık duvarlar üzerime üzerime gelmeye başlamıştı. Her sıkıldığımda kendimi internette Gökçeada fotoğraflarına bakarken buluyordum. Sonunda artık yeter diyerek cesaretlendim. Ablam da zaten benimle aynı duygular içindeydi. Güzelcekoy’dan 15 dönümlük bir arazi almıştık. Tamam artık yeter dedik ve bağımızı diktik. Ancak bağımızı dikmeden önce temellerini sağlam atmak için çok uğraştık. Yaptırdığımız toprak tahlilleri ve arazinin konumu Cabernet Sauvignon cinsi üzümler için idealdi. Cabernet Sauvignon’larımızı Fransa’dan getirttik. Denize 50 metre mesafede bulunan Cabernet’ler bulundukları yeri çok sevdiler, büyük bir hızla gelişip çok güzel bir bağ oluşturdular. Her şey çok güzeldi, ta ki…Yıllar yıllar önceydi. Gökçeada’ya ilk kez geliyordum. O zamanlar tabi milattan önceydi, çok eski bir gemiyle iki buçuk saatte adaya ulaşmıştım. Gemi Kuzulimanı’na yavaş yavaş yanaşırken liman tam bir karmaşa içindeydi. Limandaki binalar metruk vaziyette, büyük metal depolar harap haldeydi. Doğru dürüst tek bir yeşilliğin bile görülmediği tepeler çıplaktı. İlk beş dakikada ada ile ilgili izlenimim bir daha buraya ayak basmamaktı. Sonra ne oldu bilmiyorum. Birden bire sinirime dokunan pek çok şey önce normalleşti ardından da hoşuma gitmeye başladı. Nedenini bugün bile henüz anlayabilmiş değilim. Ancak Gökçeada maceramızın başlangıcı aynen böyle oldu. Benden önce buraya annem, ablam, dayım ve yengem gelmişlerdi. Beğendiklerini söylemişlerdi.İlk gelişte başlangıçta hoşlarına giden şeyin ne olduğunu anlayamamıştım ancak zaman geçince en önemli sebebin dinginlik olduğunu fark ettim. Gökçeada’ya geldiğim yıllarda İstanbul’da gazetecilik yapıyordum. Bu arada yeme-içme konusunda da çalışmalarım vardı. Ve de elbette şarap içmeyi de çok seviyordum. Şarabı daha çok öğrenmek için de çeşitli kurslara gitmiştim. Gökçeada’ya geldiğimde markasız pek çok şarap vardı. Pek çoğu bana hitap etmemişti. Ama yine de bu küçücük yerde onlarca farklı elden çıkmış şarap beni cezbetmişti. Ardından Ada’ya geliş gidişlerim sıklaştı. İstanbul’da ofis ortamında çalışırken artık duvarlar üzerime üzerime gelmeye başlamıştı. Her sıkıldığımda kendimi internette Gökçeada fotoğraflarına bakarken buluyordum. Sonunda artık yeter diyerek cesaretlendim. Ablam da zaten benimle aynı duygular içindeydi. Güzelcekoy’dan 15 dönümlük bir arazi almıştık. Tamam artık yeter dedik ve bağımızı diktik. Ancak bağımızı dikmeden önce temellerini sağlam atmak için çok uğraştık. Yaptırdığımız toprak tahlilleri ve arazinin konumu Cabernet Sauvignon cinsi üzümler için idealdi. Cabernet Sauvignon’larımızı Fransa’dan getirttik. Denize 50 metre mesafede bulunan Cabernet’ler bulundukları yeri çok sevdiler, büyük bir hızla gelişip çok güzel bir bağ oluşturdular. Her şey çok güzeldi, ta ki…
Diğer Yazıları
  • PAYLAŞ