Bugün: 26.05.2018
  • Ana Sayfa
  • »
  • ELBET BİR BİLDİĞİ VAR BU ÇOCUKLARIN KOLAY DEĞİL ÖYLE GENÇ ÖLMEK

ELBET BİR BİLDİĞİ VAR BU ÇOCUKLARIN KOLAY DEĞİL ÖYLE GENÇ ÖLMEK


Her yıl 18 Mart tarihinde kutladığımız Çanakkale Zaferi ile gurur duyuyor, bu ülke için canlarını feda edenleri minnetle anıyoruz. Bu zafere ulaşmak için, 3 Kasım 1914 ve 18 Mart 1915 tarihleri arasında Çanakkale Boğazı`nda cereyan eden bir seri deniz savaşlarıyla Gelibolu Yarımadası`nda 25 Nisan 1915 - 8/9 Ocak 1916 tarihleri arasında yapılan kara savaşlarında 251 bin şehit verdik. 10 bin askerimizse kayıp. Savaşta 57. Alay’ın bütün mensupları şehit düştü. Bir daha 57. Alay kurulmadı. 19 Mayıs 1915’te cepheye katılan 100 kadar İstanbul Tıp Fakültesi öğrencisi 3 saat içinde şehit düştü. İstanbul Tıp Fakültesi maalesef 1921 yılına kadar hiç mezun veremedi. Pek çok lise öğrencisi vatanı uğruna, okul formasını çıkarıp cepheye koştu. Liselerin bazıları da yıllarca ya hiç mezun vermedi ya da çok az sayıda mezunu oldu. Bu genç insanların direnişi ve başarısı sayesinde ulaşılan zafer morali bozulmuş, darmadağın olmuş Anadolu halkına ciddi bir özgüven kazandırdı. Kısacası Kurtuluş Savaşımıza ilk maya Çanakkale sularında çalınmıştı. Kanlarıyla bu toprakları sulayan gençler kendilerini sadece Türk, Laz, Çerkes, Rum, Kürt, Ermeni, Pomak, Süryani, Ezidi, Boşnak, Arap, Azeri, Alevi, Sünni, inançlı, inançsız, Abhaz olarak tanımlamıyorlardı. Onlar dünyaya çok daha geniş baktılar. Bu toprakları seviyorlardı. Bu topraklar üzerinde hep birlikte, aklı ve vicdanı hür olarak yaşamak istiyorlardı. Bir esir olarak yaşamaktansa ölmeyi tercih ettiler. Kendilerinden sonrakilere bağımsız bir ülke bırakma yolunda önemli bir adım attılar. Günümüzde yine gençler en önde. Yine özgürlüklerinin peşindeler. Bu gençlerin, kimi zaman da hayatını kaybeden çocuk yaştakilerin ne dediğine bakmadan, ne oldukları konusunda etiket yapıştıranlar, gençlerin tarihimizdeki yerini ve önemini unutmuş görünüyorlar. Hayatını kaybeden bu gençler için birkaç güzel söz söylemek, evlatlarını yitiren anne-babalara başsağlığı dilemek bile bazılarımıza artık zor geliyor. Birbirimizden bu kadar çok ne zaman koptuk? Ne zaman birbirimize bu kadar düşman olduk? Ben kaçırmışım, bu soruların cevaplarını bulamadım. Ancak bu günlerde Mustafa Kemal Atatürk’ün yüce gönüllülüğünü bir kez daha anlıyorum. Nasıl mı? Ülkemizi işgal etmek için topraklarımıza emperyal ülkeler tarafından gönderilen askerlerden 252 bin tanesi geri dönemedi. Çanakkale Zaferi sonrasında bizimle savaşıp, ölen düşman askerleri için Atatürk ne dedi, hatırlıyor musunuz? Hatırlıyorsunuzdur ama ben bir kez daha tekrarlamak istiyorum, “Bu memleketin topraklarında kanlarını döken İngiliz, Fransız, Avustralyalı, Yeni Zelandalı, Hintli kahramanlar! Burada, dost bir vatanın toprağındasınız. Huzur ve sükun içinde uyuyunuz. Sizler, Mehmetçiklerle yan yana koyun koyunasınız. Uzak diyarlardan evlatlarını harbe gönderen analar! Gözyaşlarınızı dindiriniz. Evlatlarınız bizim bağrımızdadır. Huzur içindedirler ve rahat uyuyacaklardır. Onlar bu toprakta canlarını verdikten sonra, artık bizim de evlatlarımız olmuşlardır.” 99 yıl önce dünyaya bu kadar hümanist bakan bir Ata’nın evlatları olarak aynı bakış açısını bekliyor ve özlüyorum.
OYUMUZU KİME VERECEĞİZ?
Sizi bilmem ama ben artık gerginliklerden, suçlamalardan, öfke nöbetlerinden çok sıkıldım. Herkesi koruyan, kollayan, karşısındakine saygı gösteren adaya ben oyumu vereceğim. Sadece kendi önemsediği konulara değil, kendisi gibi düşünmeyenlerin istek ve fikirlerine de değer veren, karşısındakini dinleyen bir lider istiyorum. Elbette dinledikten sonra da akıl, fikir ve vicdan tartısı doğru çalışan bir aday benim oyumu alacak. Gerene, küçümseyene, kendi gibi düşünmeyene yaşam hakkı tanımayana oy da yok.


Diğer Yazıları
  • PAYLAŞ
  • İzlenme : 1734