Bugün: 26.05.2018
  • Ana Sayfa
  • »
  • CAN MI DAHA DEĞERLİ YOKSA EV Mİ?

CAN MI DAHA DEĞERLİ YOKSA EV Mİ?


Biz Gökçeadalılar her gün ayrı bir felaketle yüz yüze kalıyoruz. Kaybımız çok. Psikolojimiz bozuk. Kendimizi yalnız ve unutulmuş hissediyoruz. Özellikle, deprem sonrasında  evlerinde ağır hasar oluşan adalıların sorunlarının en kısa sürede çözülmesi gerekiyor. Dertlerimizi dinleyecek, sorunlarımıza çözüm üretecek yetkililer arıyoruz

Gökçeada’mızın üzerinde kara bulutlar dolaşıyor. Bir gün dolu, bir gün sel, bir gün deprem. Sürekli bir felaket ile karşılaşıyoruz. En son ciddi bir deprem ile yüz yüze kaldık. Şükürler olsun ki can kaybımız yok. Ancak ciddi oranda zararımız var. Pek çok adalının evi oturulamaz hale geldi. Özellikle Çınarlı mahallesi ve Tepeköy’ün evlerinde ciddi hasar var. Esnafların, üreticilerin zararı büyük. Tüm rafları aşağı indi. Kırılanların, dökülenlerin haddi hesabı yok. Örneğin bizim Şirinköy’de bulunan şaraphanemizde beş yüz şişemiz tuzla buz oldu. Adada herkesin morali bozuk. Hepimize geçmiş olsun, şükür ki canımıza zarar gelmedi, kayıplarımızı tolere etmeye çalışıyoruz ama sadece çalışıyoruz.  

 KORUMA ALTINDAKİ EV SORUNU

Şimdi sizinle özel bir durumdan söz etmek istiyorum. Adamızın kendine has mimarisini yansıtan bazı yapılar var. Bunlar koruma altına alınmış olan yapılar. Ben de bu yapıların korunmasını çok çok çok önemsiyorum. Hiç kimsenin kafasına göre bu evlere müdahale etmesini istemiyorum. Belli bir plan, proje dahilinde bu evlerin yenilenmesi gerektiği düşüncesindeyim. Ancak adamız özel günler yaşıyor. Koruma altında olup da ağır hasar gören evlerin sahipleri, evleri zarar gören diğer adalılara göre farklı sorunlarla yüz yüze bulunuyor. Adamızda bu durumda olan pek çok ev sahibi var. Ben hepsinin adına tek bir örneği size anlatmak istiyorum. Adamızın Yıldırım abisi, çok sevdiğimiz, eviyle işyeri yan yana olan Yıldırım Kaçar ve de eşi Emel hanım, koruma altındaki ev mağdurlarından. Deprem sonrası kendilerini ziyarete gittim. Gerçekten korunması gereken çok hoş bir evleri var. Evde 2 oda, bir mutfak ve banyo bulunuyor. Evin dış görüntüsü de içi de çok hoş. Ancak Gökçeada’nın geleneksel tarzında inşa edilmiş. Duvarların iç ve dış cepheleri gayet düzgün taşlarla yapılmış. Ancak arası küçük taşlar ve çamurla doldurulmuş. Şiddetli deprem sonrasında da ağır hasar almış. Ev ağır hasar aldığı için Yıldırım abi ve Emel hanıma gidip otelde kalabilecekleri söylenmiş. Elbette insanın evini, işini kısacası hayatını bir kenara bırakıp, otelde bomboş oturması pek de mümkün değil. Doğal olarak Yıldırım abi de lokantasını işletmeyi sürdürüyor, evinin de daha az hasarlı odasında uyuyorlar. Ağır hasarlı odaya hiçbir şekilde dokunamayacakları söylenmiş. Yerleri dahi süpüremiyorlar. Duvarlar ile çatı bağlantısı kopmuş. Hızlı bir sallantıda çatının aşağı ineceği kesin. Kendisine en azından bazı müdahaleler yapmasını önerdim. Dokunamam dedi. Eğer bu durumda herhangi bir iyileştirme yaparsa 5 yıla kadar hapis cezası alabilirmiş. Hızlı bir sallantıda hem ev tamamıyla ölecek hem de siz, ortada korunacak ev filan kalmayacak, bu durumda insan hayatı daha değerli değil mi? Diye sordum. Boynunu büktü bir şey diyemedi.

 DEPREM KORKUSU EŞİKTE OTURTUYOR

Yıldırım abi işyerinde çalışmayı sürdürürken Emel hanım daha da zor zaman geçiriyor. İki oda arasında küçücük bir hol var, hemen dış kapının yanında. Emel hanım televizyonu karşısına almış, kapının kenarında bütün gün oturuyor, vakit geçirmeye çalışıyor. Her an deprem olacak ve dışarı çıkmalıyım kaygısıyla yaşıyor. Konuşurken gözleri doluyor. Belli ki sinirleri laçka olmuş. Böyle bir durumda biz neden insan hayatını öne alamıyoruz? Öğrenebildiğim kadarıyla koruma altındaki bir evin tamirine başlayabilmek için önce bir mimar bulmanız gerekiyormuş. Bu mimar yapının rölöve, restorasyon, restitüsyon projelerini çizmeliymiş. Bunun da maliyeti en az 12 bin TL’imiş. Bu planların Sit Kurulu’na girmesi gerekiyormuş. Kurul bölgeye bir röportör gönderiyormuş. Röportör yapıyı kontrol edip kurula bir rapor iletiyormuş. Sit Kurulu da ayda bir kez toplanıyormuş. Hazırlanan planlar ilk toplantıda genellikle onay alamıyormuş. Bazı düzeltmeler isteniyormuş. Planlarda düzeltmeler yapıldıktan sonra, elbette ki kurula girmek için bir ay daha bekleniyormuş. Eğer kuruldan onay gelirse, ardından belediyeden yapı ruhsatı alınıyormuş. Anlayacağınız, kurulun ilk toplantısında projelerinizi onaylatabilseniz dahi en az 2 ay geçmesi, daha tadilata başlamadan ciddi miktarda da para harcamanız gerekiyor. Deprem gibi çok özel bir özrümüz var. Doğal olarak bu evlerin restore edilmeleri izninin çok kısa sürede çıkması gerekiyor. Bu izinleri verecek olanların aylarca bir eşikte ya deprem olursa korkusuyla kendilerinin oturmak zorunda kaldıklarını hayal etmelerini istiyorum. Böylelikle ne kadar önemli bir sorumlulukla karşı karşıya olduklarını kavrayacaklardır. Elbette izinler sonrasında bir de bu evlerin restorasyonu için bütçe gerekiyor. Bunlar gerçekten biz adalılar için çok büyük bütçeler. Dolayısıyla restorasyon yaptıracak herkesin hibe kredilere gereksinmesi var. Sınırlı bütçelerle yaşamaya çalışan Gökçeadalıların başta evlerinin yapılması, ardından da esnaf ve üreticilerin desteklere ihtiyacı var. Bu ihtiyaçları doğru yerlere doğru biçimde iletecek yöneticiler de başka bir ihtiyaç. Adamızın seçilmiş ve de atanmış tüm yöneticilerinin sorunlarımıza bir an önce çözüm üretmelerini bekliyoruz.  

Diğer Yazıları
  • PAYLAŞ
  • İzlenme : 1433