Bugün: 26.05.2018
  • Ana Sayfa
  • »
  • AŞURENİN TADI TOPLUMUN UYUMU

AŞURENİN TADI TOPLUMUN UYUMU


Gökçeada Cem Kültür Evi, Ekim ayının 26’sında 75 Evler İş Merkezi’nde kapılarını açtı. Açılışa ben de gittim. Gerçekten ciddi bir ilgi söz konusuydu. Pek çok kişi açılışa katıldı. Herkes heyecanlı ve mutluydu. Cem Kültür Evi’nin açılmasıyla birlikte Gökçeadalı Alevi dostlarımızın da bir araya gelebilecekleri, görüş alışverişinde bulunabilecekleri bir mekanları oldu. Sordum, öğrendim, bu kültür evinin kapısı sınırlı değil, herkese açık. Biliyorsunuz Hz. Ali’nin oğlu İmam Hüseyin’in öldürüldüğü tarih 680 yılının Muharrem ayının 10’uncu günü yani ‘Aşure Günü’dür. Aleviler ve Bektaşiler hala bu acı olayın yasını tutar ve bu nedenle, Muharrem ayının birinci gününden 12. gününe dek oruç tutarlar. Bu oruç boyunca su içilmez, sulu yemekler yenir, hayvan kesilmez, gülünmez, yeni kıyafetler giyilmez. Muharrem ayının 10. gününde ağlanır, 12. gününün akşamında oruç biter ve yastan çıkmanın ritüeli olarak aşure dağıtılır. Elbette aşureyi bilmeyen, yemeyen yoktur. İçine tahıldan kuru meyveye, yemişten baharata kadar pek çok malzeme ilave edilen aşure sadece Aleviler tarafından değil hepimiz tarafından pişiriliyor ve de sevilerek yeniyor. Muharrem ayının onuncu gününden ayın sonuna kadar geçen sürede pişirilen aşurenin pek çoğumuz tarafından evimize bereket ve uğur getirdiğine inanılıyor. Aklıma ilk gelenler, aşurenin içinde buğday, nohut, kuru fasulye, kuru üzüm, kuru kayısı, kuru incir, karanfil, şeker, portakal kabuğu, yer fıstığı, fındık bulunduğu. Her evde her kültürde içinde daha farklı malzemeler de bulunabiliyor. Bu kadar karmaşık ve tatlıya pek de uygun olmayan malzemenin bir araya gelerek oluşturduğu aşurenin bu kadar lezzetli, bu kadar güzel bir tatlı olmasının sebebi bence farklı tatların kendilerine has bir tarz oluşturarak belli bir uyum sağlamaları. Tıpkı toplum içindeki farklılıkların, birbirleriyle uyum içinde yaşarlarsa toplumun tadının tuzunun yerine geleceğinin kanıtı gibi. Gökçeada Cem Kültür Evi’nin Başkanı Yusuf Bıyıkoğlu ve Başkan Yardımcısı Hayrettin Altuncevahir’i bu başarılı girişimleri sebebiyle kutluyorum, topumun tadının tuzunun yerinde olmasına katkıda bulunacaklarına inanıyorum.

KADINSIZ 29 EKİM KUTLAMALARI
Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde 29 Ekim 1923 tarihinde kuruluşu ilan edilen Türkiye Cumhuriyeti’ni çok seviyor ve önemsiyorum. Bugün bir kadın olarak eğitim alabiliyorsam, çalışabiliyorsam, üretebiliyorsam bunu bana sağlayanın Mustafa Kemal Atatürk’ün Cumhuriyet’i olduğunu biliyorum. Uzağa değil, sınırımızın hemen ötesine bakacak olursanız Suriye’de, Irak’taki savaşta ilk kadınlar hedef alındı saldırıya uğradılar, köleleştirildiler, pazarlarda sanki sebzeymiş, meyveymiş gibi satıldılar. Sınırlarımızın az ötesindeki kadınlar saçlarının bir parçasını gösterdikleri için sokak ortasında dayak yiyorlar, dudaklarına ruj sürdükleri için tehdit alıyorlar, biraz daha uzağımızdaki kadınlar tek başlarına evden çıkamıyorlar, otomobil kullanamıyorlar daha pek çok yasakla birlikte yaşıyorlar. Bizim günlük yaşantımızda gayet doğal olarak yaptıklarımız o ülkelerde yaşayan kadınlar için bir lüks. Bugün bizim ülkemizdeki kadınların bağımsızlıklarını, özgürlüklerini, haklarını elde etmelerinde temel destek Atatürk’ün Cumhuriyet’inden gelmiştir. Biz kadınlara sağladığı haklar ve yaşam biçimi sebebiyle Mustafa Kemal Atatürk’e ve Cumhuriyetimize karşı derin bir minnet duygusu içindeyim. Herkes benim duygularımı elbette ki paylaşmak zorunda değil, benim bu duygularımı eleştiren pek çok kişi de olacaktır. Her neyse, bu minnet duygusu sebebiyle de her yıl 29 Ekim tarihinde Ankara’da Anıtkabir’i ziyaret ederdim. Bu yıl Gökçeada’dan çıkamadım. İlk kez Cumhuriyet Bayramı’nı adamızda kutladım. Güzel bir tören oldu. Gökçeada Kaymakamı Muhittin Gürel son derece güzel bir konuşma yaptı. Ancak dikkatimi çeken bir konu oldu, biz bu cumhuriyeti kadınlı-erkekli savaşarak kurduk. Şimdi sıra kutlamaya geldiğinde bir baktım ki rezerve edilmiş tribünde sadece erkekler oturuyor. En arka sıra vatandaşa ayrılmış, orada kadınlar oturabiliyor. Törende sadece Gökçeada Kaymakamı Muhittin Gürel’in eşi vardı. O da kendisine ancak ikinci sırada yer bulabildi, eşinin yanına oturamadı. Törene katılan sivil veya asker hiç kimsenin yanında eşi yoktu. Belli ki bizim Gökçeada’mızda törenlerde kadınlar unutulmuştu. Bu görüntü beni çok üzdü.
YÜZME BİLMEYEN MADENCİ
Ermenek’teki son maden kazasında, kömür ocağı suyla doldu. 18 canımız içeride. Annelerden biri “Benim oğlum yüzmeyi bilmiyor orada ne yapacak” diye ağlıyordu. Zaten çok çok çok üzgündüm, bu cümleyi işittikten sonra acının, kederin tarifi yok. Yeter bu pisi pisine ölümler dursun. Toplumun bir bölümü ağlarken diğer bölümünün mutlu olması mümkün değil. Artık bunun farkına varalım.

Diğer Yazıları
  • PAYLAŞ
  • İzlenme : 1164