Bugün: 15.11.2018
  • Ana Sayfa
  • »
  • İŞTE JAPONYA! İŞTE TÜRKİYE!

İŞTE JAPONYA! İŞTE TÜRKİYE!


Biz Türkler, İstanbul’un fethi ile Batıyı içinde bulunduğu karanlıktan çıkardık. Kendimiz karanlığa doğru hızla yol almaya başladık. Zaman geldi Batı karşısında varlığımızı koruma güçlüğüne düştük. Batının baskısından korunabilmek için I. Abdülhamit (1774-1789) devrinde harekete geçtik.  Japonya ise 1853 den sonra harekete geçti. Arada 70-75 yıl  kadar fark var. Türkler Anadolu’ya ayak bastığından beri Batı ile temasta idi. Japonya ise 1636 yılında adalarına giren, Hristiyanları kestikten sonra, kapılarını sımsıkı kapatmıştır. Hatta Japonlar, adalardan uzaklaşıp yabancılarla temas kurmasınlar diye büyük tekne yapılmasını bile yasaklamıştı. Nasıl ki bizler Arapçanın etkisi altında kalmışsak, Japonlar da Çin kültürü etkisi altında kalmışlardı. 1854 yılında Amiral Perry komutasındaki Amerikan donanması Adalara girip, Japonyayı Amerikan ticaretine açan bir antlaşma imzalattı.  İmzalanan bu antlaşma ile Japonya, milli varlığını kaybedecek ve köle olacaktı. Japonlar için iki yol vardı. Ya batılıyı silahla kovacak ya da batılı olacaklardı.

Biz de 1838 yılında Balta Limanı 1918 yılında Sevr antlaşmasını imzalayarak bir nevi köleliği kabul etmiştik. Atatürk’ün önderliğinde ayağa kalktık. Önce Batının emperyalistlerini Ülkemizden kovduk. Birazcık gecikmeyle de olsa Japonlarla aynı dönemlerde Batılılaşma hareketlerine başladık.   

Japonya, İto ve Tonye adında iki kişiyi gizlice İngiltere’ye gönderdi. İto ve Tonye, oralarda yenilik olarak ne varsa hepsini incelediler. Ülkelerine dönünce ikisi de Bakan oldu. Bilgi ve görgülerini ülkelerinde uyguladılar. Japonya önce etkisinde kaldığı Çin eğitim sistemini yıktı. Eğitim için Amerika’dan, endüstri ve ekonomi için İngiltere ve Almanya’dan, sanat alanında İtalya’dan, hukuk alanında da Fransa’dan danışmanlar getirttiler. Demokrasiye geçmek için Meclislerini oluşturdular. Ama bu batıya açılma gayretleri bir azınlık hareketi idi. Meclise temsilci seçmek için halka başvurulduğunda tutucuların meclisi doldurmaları kaçınılmazdı. Bunun önüne geçmek için ilk etapta sadece 460 bin kişiye seçme hakkı tanıdılar. Bütün bu çalışmalara karşı olanlar ise durmadan isyanlar çıkardılar.

1925 yılına gelindiğinde tamamen laik bir eğitim sistemi oluşturdular. Japon çocuklarının yüzde 99.4 batı eğitimi veren okullarda eğitim görüyorlardı. Halkın yüzde 93 ü okuryazar olmuştu. Eğitim arttıkça seçmen sayısı da arttı. 1928 yılında seçmen sayısını 13 milyona çıkardılar. Japonlar, demokrasiye geçmek için önce halkın eğitim seviyesini yükseltmişlerdi.

İngiliz Tarihçi Herbert George Wells bu konuda şöyle söylemiştir. 

“Demokrasi, Ülke yönetimini Halk ortalamasına teslim etmektir. Yönetimi oluşturmak için topluma danışmadan önce ona eğitim verilmelidir. Seçmen, oy vermeden önce bilgilenmelidir. Oy kulübelerinden önce okullar kurulmalıdır. Yeteri kadar eğitim görmeyenin elinde oy pusulası faydalı değil hatta tehlikelidir de.”

Bizler eğitim konusunda tekrar Arap kültürünün etkisine döndük. Köy Enstitülerini kapattık. Eğitimi bilimin elinden aldık. Japonlardan 70-75 yıl kadar önce batılılaşma hareketlerine başlamış olmamıza rağmen bu günkü durumumuz ortadadır.

Avrupa’ya giden Japon İto ve Tonye oralardaki yenilikleri incelerken, bizim Paris Elçimiz Champs Elys’ee yakınlarındaki evinin balkonundan nasıl ezan okuduğunu anlatır. Ora halkına Ezan-ı Muhammediyeyi dinletmekle övünür

Rusya Elçimiz, davetli olduğu bir resepsiyonda Yatsı vakti gelince hemen bir salon açtırdığını ve namaz kıldığını övünerek anlatır.

Japon Dış İşleri Bakanı bağış kabul ettin diye eleştirilince istifa ediyor.

Japon Başbakan Tsunami felaketinden sonra oluşan Nükleer kriz nedeniyle istifa ediyor.

Bizim Meclisimizdeki Milletvekili sayısının 5’te 4’dü kadar suç dosyası var

İşte Japonya!

İşte Türkiye!

 

Diğer Yazıları
  • PAYLAŞ
  • İzlenme : 1556