Bugün: 13.11.2018

YİNE YÜKSEKOKUL!..


Daha önceki yazılarımdan birisinde, kadrolu olarak üç yıldan fazla görev yaptığım Gökçeada Uygulamalı Bilimler Yüksekokulu’nun “taşınma dedikodularına” yönelik olarak şöyle bir ifade kullanmıştım: 

Şu anda “sade” bir öğretim üyesi olarak; okulun bir bölümü ya da tamamı taşınsa da taşınmasa da, gelişse de gelişmese de… Bizler maaşlarımızı almaya devam edeceğiz!”

21 Şubat 2013 tarihli yazımda da şu ifadeler yer almıştı:

“… 2009 sonlarında göreve başlayan yüksekokulun Balıkçılık Teknolojisi Bölümü’nün tek kadrolu profesörü;  (üniversite yönetimi değişimi sonrası) gerekçesiz olarak adadan anakaraya sürüldü, bölüm başkanlığı görevi (yasaya karşın) elinden alındı, yok sayıldı, yönetim tarafından hiçbir şekilde “dinlenilmedi”, itildi-kakıldı. Ve en nihayetinde yüksekokuldan ayrılarak, daha önce görev yaptığı kuruma dönerek, adayı terk etti!..

Şimdi de dönüp soruyoruz... Soruyorlar: “Yüksekokul niye gelişmiyor? Gitsin mi, kalsın mı?”

Ve artık ben de diyorum ki: DAHA FAZLA GENÇLERİMİZİN UMUTLARIYLA OYNAMAYALIM! Ne öğrencisinin, ne de öğretim elemanının “aidiyet duymadığı” bir kurumun gelişmesi düşünülebilinir mi?  Gelişeceği yok! Bari taşınsın da herkes rahat etsin!”

Son yazılarımda sanki “Yüksekokulun Gökçeada’dan taşınmasını isteyen birisiymişim” gibi bir “algı” oluştu! Oysa; içinde bulunduğum konumdayken okulun taşınmasını niye isteyim ki?!..  Adada “mal-mülk” edinmiş birisinin, adanın gelişmesine karşı durması da düşünülebilinir mi?  Gökçeada’daki söz konusu yüksekokulda;  itilmiş, kakılmış, yok sayılmış, sürülmüş, itibarsızlaştırılmaya çalışılmış ve daha nice olumsuz “muameleye” layık görülmüş olsam bile!..

Yazdıklarımın küçük çaplı bir “isyan” ya da “haykırış” olduğu anlaşılamamışsa!.. Artık söz bitmiştir!..

İsterseniz daha “anlaşılır” olması için yazılarımdaki  “haykırışın” kim ya da kimler adına yapıldığını açalım: 

·         Elbette ki öncelikli olarak geleceğimiz olan gençlerimiz içindir…

·         Gençlerimiz, öğrencilerimiz hak ettikleri eğitimi ve ortamı bulduklarında mutlu olacaklardır… 

·         Mutlu olan öğrenciler, yaşadıkları ortamı daha fazla benimseyeceklerdir…

·         Yaşadığı ortamı benimseyen öğrenciler, ailelerini, arkadaşlarını bulunduğu ortama (Gökçeada) davet edeceklerdir… 

·         Gelenler; mutlu ve keyifli öğrencilerle birlikte, kaçınılmaz olarak adanın ekonomisine bir hareket getirecektir… 

·         Ekonomiye hareket gelince esnafın ya da geçimini “günlük olarak” sağlayan “işsizlerin” geliri artacaktır… 

·         Adanın yerli nüfusunun gelir düzeyi artınca;  biraz da  “eğitimli” iseler, refah ve yaşam standartları yükselecektir… (Sadece “paranın yetmeyeceği” gerçeğiyle!..) 

·         Yaşam standardı yükseldikçe, adanın cazibesi daha da artacaktır…

·         Ve böylece pozitif yönde “sistem” gelişme yönünde devam edecektir…

Tıpkı doğadaki “besin zinciri” gibi… Zincirin ilk halkası olmazsa devamı ya da sonrası da olmaz!.. Burada zincirin ilk halkası nedir?.. Diye soruyorsanız!..  Zaten sistem “kafadan” çökmüştür!

Öğrencinin “salt gelir kaynağı” olarak görülmesinden vazgeçilmelidir! Elbette ki öğrenciler önemli “gelir getirici” kesimi oluşturmaktadır. Ama bu olgu “sömürü” düzeyinde olmamalıdır.

Yukarıda verdiğim bazı cümlelerimi “ısrarla” tekrar etmek istiyorum:

 Şu anda “sade” bir öğretim üyesi olarak; okulun bir bölüm ya da tamamı taşınsa da taşınmasa da, gelişse de gelişmese de… Bizler maaşlarımızı almaya devam edeceğiz!”  

“Ne öğrencisinin, ne de öğretim elemanının “aidiyet duymadığı” bir kurumun gelişmesi düşünülebilinir mi?” 

“… DAHA FAZLA GENÇLERİMİZİN UMUTLARIYLA OYNAMAYALIM!”

Var mı ötesi?!.. Aksini düşünüyorsanız, hemen alt bölmede yeriniz hazır!

1 Mart 2013

Diğer Yazıları
  • PAYLAŞ