Bugün: 21.02.2018
  • Ana Sayfa
  • »
  • ÖNGÖRÜSÜZLÜK VE GÖKÇEADA’DA DÖRT YILLIK YÜKSEKOKUL…

ÖNGÖRÜSÜZLÜK VE GÖKÇEADA’DA DÖRT YILLIK YÜKSEKOKUL…


Öngörü eksikliğini kısaca “yarını kestirememek” dersek… Günlük yaşamda, kısa vadede öylesine sık karılaşıyoruz ki! Bir işe başlarken ya da başlamayı düşünürken arkasından neyin ve nasıl geleceğini kestirememek… Yaşam biraz da “satranç oyunu” gibi değil mi? Acaba, iyi bir satranç oyuncusunun yaşamdaki öngörüsü daha mı iyi olur? Öngörümüzü belirleyen nedir? Aldığımız eğitim mi, okuduklarımız mı, yaşam deneyimimiz mi? Bir deyiş vardır: “Tecrübe, yaşamda yediğimiz kazıkların bileşkesidir.” Yani; “kazıklanmadan” deneyim sahibi (!) olamıyoruz.

Öngörüsüzlükle ilgili somut olabilecek gerçek bir olguya değinelim: Yüksekokul adadan taşındı taşınmadı… Yok bir bölümü taşındı… Yok yok; iki bölümü… Bina yeri şuraya tahsis edildi… Yok yok oraya edilmedi, buraya edildi… Dört yılda beş bin öğrenci… vesaire… vesaire… Tabii ki bunun ekonomik getirisi (!) de var: Öğrenci başına aylık minimum 500 TL. Çarpın 5.000’ile… Çıkanı da çarpın 12 ile… Yıllık ciroya ve öngörüye bakınız: Adayı uçurur… Uçurur (!)

Belli bir zaman diliminde görev yaptığım Gökçeada’daki dört yıllık yüksekokulun “mekânsal gelişimine” bakınız: Seneye mezunlarını verecek olan okul, hala Sağlık Ocağı’ndan devşirme bir binada eğitim ve öğretimini sürdürüyor. Mevcut binada “sıkış-tepiş” hizmet verilmeye çalışılırken; sağından mı, solundan mı, bahçeye mi, çatıya mı doğru “büyümenin” (!) hesapları yapılmaktadır. 2013-2014 Güz Dönemi’ne şunun şurasında iki ay kadar bir zaman kaldı. Bilebildiğim ya da görebildiğim kadarıyla hala net bir “öngörü” ortaya konulabilmiş değil! Tabii ki önümüzde daha çok zaman var (!) Hele bir okullar açılsın da (!)

Mevcut yüksekokul, şahsımı da (ailecek)  Gökçeada’ya getiren nedendi. Eğer; öngörümüz iyi olsaydı, hiç var olan düzenimizi bozar mıydık? Demek ki bu deneyimi (!) yaşamak “alın yazısıymış” Söz konusu okulun müdürü bir tarihte, dönemin rektörü ve öğrencilerin huzurunda: “…Adaya nitelikli öğretim elemanı gelmiyor…” dediğinde fena halde bozulmuştum. Oysa ne kadar haklı ve yerinde bir tespitmiş!  Huzurlarınızda şahsından (nadir istisnaları olanlardan da) özür diliyorum.

Elbette “büyüklerimizde”  yüksekokulun şimdi geldiği durumu öngörebilselerdi hiç böyle bir “yanlışa” düşerler miydi? Tecrübe kazanmanın sonu yok ki? İyi de birileri makam, kadro, pozisyon, deneyim ve de para kazanırken; gençlerimiz, öğrencilerimiz ne kazanıyor? Bir anlayabilseydik (!)

Bu arada, üniversite bünyesinde ilk defa Gökçeada’da açılan Uygulamalı Bilimler Yüksekokulundan sonra, ÇOMÜ’de (İki ilçe, bir merkez) üç tane daha Uygulamalı Bilimler Yüksekokulunun açıldığından haberiniz var mı? Bilemiyoruz, onların bina ve öğretim elemanı durumları nasıldır.

Yazımı bir atasözüyle bitireyim: “Ayranı yok içmeye, tahtırevanla gider veceye Konumuzla ne alakası var mı dediniz? Hakikaten; ne alakası var ki?  Çittasılov…  Yavaşça;  yeme-içme-kültür…vs… (!)

Unutuyordum; “Cittaslow Gökçeada”da yatırım yapanların “öngörüleri” de çok yüksek olmalıdır! Malumlarınız: “Yavaş Kent Gökçeada” Siga… Siga gideceksin (!)

17 Temmuz 2013

Diğer Yazıları
  • PAYLAŞ
  • İzlenme : 3086