Bugün: 26.05.2018

“İLAVE” OTEL MASİ...


Gökçeada’nın beş adet Rum köyünden birisi: Yeni adıyla Bademli Köyü… Bildiğimiz “glikoz” gibi şeker anlamına gelen tatlı mı tatlı eski adıyla Gliki Köyü… Gökçeada’nın adeta terası olarak nitelendirilen konumuyla, sadece Gökçeada’nın değil; ülkemizin de önemli bir kentsel kültür mirası…  Batı yamaçlarında Masi Otelin bulunduğu köy…

Yazılarımda olabildiğince şahıs ve işletme adı vermemeye özen gösterirken, bu kez işletmeyi yazı başlığına taşıyarak konuyu “dilim döndüğünce” değerlendirmeye çalışacağım.

Şimdiye kadar herkes belli bir doğrultuda eylem ya da söylem içerisinde gelişmeleri kamuoyuyla paylaştı… Eleştirdi… Yerdi… Sövdü… Övdü… Zaman zaman bazı kırıcı olabilecek söylemler sosyal medyada paylaşıldı…  Ben şahsen kendi yazılarımda doğrudan isim vermeden ve sosyal medyada tartışmaların içerisine girmeden belli “rahatsızlıkları” dile getirmeye çalışıyordum.  Ama artık son sözü (sondan bir önceki de diyebiliriz; henüz Danıştay’ın temyiz kararı verilmedi) mahkeme verdiğine göre “sözün bittiği” gerçeğiyle hareket etmemiz gerekmektedir. Otelin inşaat ruhsatı iptal edildikten sonraki süreçte kararı daha doğrusu gerekli “uygulamayı” Gökçeada Belediyesi yerine getirecektir.

Masi Oteli’nin butik halini biliyorsunuz. Köyün dokusuna uygun şirin taş yapısıyla rağbet gören önemli konaklama mekanlarından birisidir. Bildiğimiz kadarıyla inşaat ruhsatı iptal edilen ilave çok katlı betonarme bina yapıldıktan sonra, var olan butik binanın yıkılması düşünülüyordu. Oysa şimdi “ilave Masi’nin” yıkılması gündemdedir. Garip bir “tecelli…”

Şimdi geriye dönük bazı sorular üretecek olursak: Bu süreç neden böyle oldu? En başında bu sürece kimler nasıl ve ne şekilde yol verdi? Neden başlangıçta tedbir alınmadı? Kim ya da kimler kazandı? Kim ya da kimler kaybetti? Yetkililer inşaatın yasalara uygun devam ettiğini sürekli olarak vurguluyorlardı. Neydi bu “uygunluk?” Yoksa bazı “kriterler, uygun hale” mi getirildi? Madem her şey “yasaldı” da mahkeme kararı niye bu şekilde sonuçlandı? Süreç öylesine “yasaldı” ki; kod farkı nedeniyle inşaatın 1.5 kat daha yükseltilme hakkından bile “feragat” edilmişti!..

Masi Otelin yıkım aşamasına gelen “ilave inşaatı” yapılırken, her kat çıkışında: “Herhalde bu son kat olacak” diye bekledik durduk! Beşinci kat çıkıldığı zaman, inşaatı yerinde görmek istedim. Kendisi değerli bir işletmeci olan Sayın Ahmet BALCI ile inşaatı gezerken kendisine şu sözleri söylemiştim: “Buradan Gökçeada gerçekten harika görünüyor; ama karşı taraftan burası için aynı şeyi söylemek mümkün değil!” diyerek takılmış ve beraber gülümsemiştik. Şunu samimiyetle biliyorum ki, inşaat ruhsatının iptalinin çok öncesinde, otel sahibi Sayın Fazlı YILDIRIM ’da pişmanlık duygularını dile getiriyordu. Başlangıçtaki hayalinin çok ötesinde bir “mimari projeyi yerine getirmek durumunda kaldığını” ifade ediyordu. Söz konusu geri plandaki  “gerçek” her neyse şimdiki sonuç “aleyhlerinde” gelişmiştir.

Gelinen bu süreçte kim ya da kimler kazandı sorusunun karşılığını “Elbette ki Gökçeada kazandı” demeyecek kimse olabilir mi?! Aslında, kaybettiği düşünülenlerin de “kazandığını” söylemek çok mu “ütopik” olur?! Fakat yapılan bunca emek ve bedelin hesabını kim ödeyecek?  Sonucun bu hale gelmiş ya da getirtilmiş olması üzüntü verici değil mi?  Umarız ki yaşanılanlar herkes için “ders” olur ve gelecekte böylesi yanlışlara düşülmez! Kültür mirası yerleşim alanlarımızın ve de yatırımcılarımızın, vatandaşlarımızın zarar görmemesi dileğimizdir.  Bugün bırakacağımız mirası gelecek nesiller değerlendirecektir. Nasıl ki biz şimdiye kadar yapılanları değerlendiriyorsak!..

Bu arada “yıkım kararı” olduğu söylenen diğer binaların akıbeti ne olacak?! Yoksa hepsi dedikodudan mı ibaret?!

Diğer Yazıları
  • PAYLAŞ