Bugün: 21.02.2018
  • Ana Sayfa
  • »
  • GÖKÇEADA’DA ÜNİVERSİTE ÖĞRENCİSİ OLMAK…

GÖKÇEADA’DA ÜNİVERSİTE ÖĞRENCİSİ OLMAK…


 

Ülkemizde sayıları 165’i geçen devlet ve vakıf üniversiteleri, nerdeyse 81 ilin tamamına dağılmış durumdadır. Elbette ki bu dağılımda tekdüzelik bulunmamaktadır. Büyükşehirlerde sayının daha fazla olduğu malumlarınızdır. Devlet üniversitelerinin bulunduğu illere bağlı olan ilçelerinde de; çoğunluğu iki yıllık meslek yüksekokulları ve az da olsa dört yıllık yüksekokullar ve bazılarında da nadiren fakülteler bulunabilmektedir.  Hiç kuşku yok ki üniversitenin bulunduğu bir yerleşim bölgesinde, öğrenci ve çalışanların nüfusuna bağlı olarak ekonomide bir hareketlilik yaşanmaktadır. Elbette ki bu gerçekten hareket edilerek siyasilerin kararlarıyla yüksekokullar, ülkemizin en ücra kesimlerine kadar dağıtılmıştır. Çanakkale’nin üniversite kurulmadan (1992) önceki durumu bilinen bir gerçektir. Adamızda da aynı gerçekten hareketle 21.yüzyılın eşiğinde bir meslek yüksekokul ve 10 yıl sonrasında da dört yıllık yüksekokul açılmış bulunmaktadır.  Adamızda yüksekokulun açılış sürecinde; iskanla yerleştirilmiş “yerli” halkın “Adaya üniversite gelirse, ahlakımız bozulur!” endişesini duymayan ya da bilmeyen yok gibidir. Elbette ki gençliğin potansiyel olarak “ahlak bozucu, yoldan çıkartıcı” gibi tehdit unsuru olarak görülmesi, toplumların eğitim düzeyiyle ilintilidir. Eğitim düzeyi yüksek olsa da; esas belirleyici olan yaşama bakış şeklidir. Ama bir diğer bakış şekli daha ortaya çıkıyor ki; her bir öğrenciyi minimum “500 TL/ay”  olarak görmektir. En düşündürücü olanı da bu olsa gerek! Şimdilerde ise; “Öğrenci buralardan giderse, halimiz ne olur?” denilmiyor mu?

Bilindiği kadarıyla 600 civarında üniversite öğrencisi Gökçeada’da yaşamını sürdürmektedir (Pardon! Neyi neyle çarptınız?(!))  Büyük bir çoğunlukla daha önce adını hiç duymadıkları coğrafyada, yaşamaya “mahkum edilmiş” olmaları; ne kadar zordur ya da kolaydır? Elbette ki sınav sonrası sıralamalarda “kendi tercihlerini” kullanarak Gökçeada’ya “düşmüşlerdir”(!) Şimdi bu gençliğe “Kendi düşen ağlamaz” mı; yoksa biraz daha çalışsaydın da “İstanbul’da boğaza karşı okusaydın” mı diyeceğiz? (!) Feribota bağlı bir yaşamın olduğu coğrafyada, ebeveynler “zırt-pırt çocukları görmeye” gelemeyeceğine göre… Adada yaşamak onlar için biraz daha mı fazla “özgürlük” anlamına geliyor acaba?!.. Üniversite “okuyanlarımız”  neler düşündüklerini az çok kestirebiliyordur.  Öğrenciliğin “parasızlık” demek olduğunu inkar edebilir miyiz? Elbette ki bazı burslar, belli kesimlerin verdiği “yurt” olanakları, ailelerin destekleri ile “bir şekilde” yaşamlarını “idame” ettirmektedirler. Ancak kendi ayakları üstünde durmak için “üç kuruşa çalıştırılıyor” olmaları neyle açıklanacaktır?! Belki de daha fazla “izahı mümkün olmayan” durumlar söz konusudur!  Öğrenci olmak her yerde ve her zaman “zor”dur! Yeter ki bu zorluğu daha fazla zorlaştırmayalım… Gökçeada’da inşaatına yeni başlanılan Yüksek Öğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumu’na ait yurt binası, gecikmeli olsa da sınırlı bütçesi olan öğrenciler için rahatlatıcı olacaktır. 
Diğer Yazıları
  • PAYLAŞ