Bugün: 24.05.2018
  • Ana Sayfa
  • »
  • GÖKÇEADA’DA ÖĞRETİM ÜYESİ OLMAK…

GÖKÇEADA’DA ÖĞRETİM ÜYESİ OLMAK…


Her ikisi de “öğretim elemanı” olan öğretim üyeliği ve öğretim görevliliği, kamuoyunda sıklıkla karıştırılmaktadır. Öncelikle öğretim elemanının yasadaki (2547) tarifine bakalım: “Yükseköğretim kurumlarında görevli öğretim üyeleri (profesör, doçent, yardımcı doçent) öğretim görevlileri, okutmanlar ile öğretim yardımcılarıdır.”  Bu bağlamda; öğretim üyesi olan profesör, doçent ve yardımcı doçentleri, “öğretim görevlisi” olarak tanımlamak doğru değildir!  Öğretim görevlisi: “Ders vermek ve uygulama yaptırmakla yükümlü bir öğretim elemanıdır.” İlçelerde, üniversitelere bağlı olan meslek yüksekokullarında ağırlıklı olarak öğretim görevlileri istihdam edilmektedir. Neden olarak da; öğretim görevlisi olmanın ve bulunmasının, öğretim üyelerine kıyasla daha kolay olmasından kaynaklandığını söyleyebiliriz. Öyle ki Gökçeada gibi anakaradan uzak bir coğrafyada “öğretim üyesi bulmak” çok daha sıkıntılı olabilmektedir. Adamızda 1998’de ilk öğrencisini alan iki yıllık Meslek Yüksekokulu ile 2010’da ilk öğrencisini alan dört yıllık Gökçeada Uygulamalı Bilimler Yüksekokulu’nun varlıkları da; nedendir bilinmez ama kamuoyu tarafından birbirileriyle karıştırılmaktadır. Şimdi gelelim Gökçeada’da öğretim üyesi olmanın “ne demek” olduğuna!.. Öncelikle Gökçeada’nın “mahrumiyet bölgesi” olarak görüldüğü inkar edilemez bir gerçektir. Elbette ki mahrumiyet “göreceli” bir kavramdır. Mahrumiyet kavramı yaşam şeklimize bağlı olduğu gibi; neyden mahrum olduğumuz ve nasıl baktığımız önemlidir.  Malum olduğu gibi öğretim elemanları da toplumun önemli entelektüel kesimini oluşturmaktadırlar. Şimdi konu başlığımızdan yola çıkarak şöyle bir soru ortaya atalım; “Gökçeada’da öğretim üyesi nasıl ve ne şekilde yaşar?” Ya da  “Yaşayabilir mi?”  Öyle sanıyorum ki “Yaşayabilir mi” sorusu çok fazla aykırı durdu! “Yaşayanlar var ya!” dediğiniz duyuluyor gibi! İyi de kaç öğretim üyesinin Gökçeada’da ikamet ettiğini biliyor musunuz? Lojmansız, sosyal tesissiz, kolejsiz, sinemasız, tiyatrosuz, AVM’siz vs. bir yaşam! Yukarıda ifade ettiğim gibi; tüm bu olgular görecelidir.  Çocuğunu kolejde okutmak isteyen bir öğretim üyesine, “Gökçeada’da yaşamalısın!” deme hakkımız var mıdır? Elbette ki yoktur! Ancak bu durumda olan öğretim üyesine; “Neden Gökçeada’da kadroya girdin?” diye sormak hakkımız olsa gerek! Başka hiçbir mazereti olmadığı halde, Gökçeada’da yaşamayıp “ara sıra okula ya da adaya uğrayanları”  elbette ki yöneticiler “takdir ediyordur.”  Kısacası Gökçeada’da öğretim üyesi olmak da; önceki yazımda belirttiğim gibi öğrenci olmak kadar “zordur!” Ara sıra da olsa Çanakkale’den Gökçeada’ya gelip gitmekte zordur. Şimdi diyorum ki: Gökçeada’da özveri ile yaşayan ve çalışan öğretim üyelerinin  “işini” zorlaştırmaktan vazgeçsek!.. İşte o zaman herkes önünü görebilecektir! Sonra da soruyorsunuz: “Gökçeada niye gelişemiyor?” diye… Tabii ki gelişmenin başka  “formülleri” de vardır!.. Bu arada dört yıllık yüksekokulu veya bazı bölümleri Gökçeada’dan anakaraya “taşımaya çalışan zihniyet sahiplerine” ne diyeceksiniz? Akıllara ziyan!.. Ya da çok “akıllıca”  bir düşünce olsa gerek (!) Kendileri adada “yaşamıyorlar” ya! Şimdi de şunu sorabilirsiniz; “Hocam ya! Sen de iyi ki bir adaya yerleştin, başkaları için atıp tutuyorsun! Senin başka işin yok mu?” Evet! Başka işim yok! Elimden geldiğince öğretim üyeliğinin gerekliliğini yapmaya çalışıyorum. Çünkü, adanın gelişimine öğretim üyelerinin getireceği o kadar çok “şey” var ki!

Diğer Yazıları
  • PAYLAŞ