Bugün: 21.08.2018
  • Ana Sayfa
  • »
  • GÖKÇEADA YEREL SEÇİMLERİ ÜZERİNE: “KENDİ KENDİNE SÖYLEŞİ (!) ” - 2

GÖKÇEADA YEREL SEÇİMLERİ ÜZERİNE: “KENDİ KENDİNE SÖYLEŞİ (!) ” - 2


Önceki yazımda “Kendi kendine söyleşinin” (!) nasıl oluştuğunu anlatmıştım. Devam ediyoruz:

Muhabir (M): Hocam, geçmiş yazılarında yeni seçilecek yerel yönetimden beklentilerini sıralamıştın.
Ben (B): Elbette ki burada söz konusu olan beklentiler, benim “kişisel çıkarlarım” doğrultusunda olan istekler değildir. Zaten kişisel çıkarlar doğrultusundaki beklentiler, toplumsal gelişimin önündeki en büyük engeldir.

M: Yani diyorsun ki, bireysel istek ve beklentilerimiz  toplumsal gelişmeyi engellemektedir.
B: Ya muhabir! Senin “ay-kün” kaç? Ben ne diyorum! Toplumu da bireyler oluşturduğuna göre; zaten herkes kendi payına düşeni alacaktır. Gelişmiş refah içerisindeki toplumlarda temel anlayış bu doğrultudadır.

M: Gökçeada’nın son yıllarda bir “kıpırdanma” içerisinde olduğunu görüyoruz. Bunun nedeni sence ne olabilir?
B: Elbette ki başta ulaşımdır. Halen faaliyet gösteren feribot her ne kadar “2.el” yaşlı bir araç olsa da, ulaşım sorunu çok büyük ölçüde çözülmüş bulunmaktadır.

M: Adanın, Güney Ege sahillerindeki yerleşim yerleri (Bodrum, Marmaris, Alaçatı) gibi olmasını isteyenler var. Doğru bir beklenti midir?
B: Gökçeada’nın söz konusu tatil beldeleri gibi (Alaçatı hariç) olmasını beklemek anlamsızdır. Hep Alaçatı örneği verilmektedir. Oysa Gökçeada, “yaşayan Rum köyleriyle” onlarca Alaçatı edebilecek potansiyele sahiptir. Bunu zaten görenler “yapmayın, bozmayın” diye çırpınıp durmaktadır. Ayrıca gelişme dediğimiz olgu da “bozarak yapma” olmamalıdır. Siz adanın temel değerlerini heba ederseniz, sonuç hüsran ve kayıplarla biter.

M: Birkaç yıl öncesinde belediye başkanının koordinasyonunda, adanın iş adamları ve esnafı ile bir “Alaçatı gezisi” düzenlenmişti. Faydası olmuş mudur?
B: Faydası olmuş mudur, bilemem ama; bi şeyler “ters tepmiş” (!) gibi görünüyor. Sen en küçük bir “çıktı” ya da girişim gördün mü muhabir?

M: Gördüm tabii. Çittasılov olduk ya!
B:!!!!????

M: Hocam, şimdi aklıma geldi: Rum köyünün dibindeki “çok yıldızlı otele” karşı olanların, büyük kentlerden gelmiş “entel-dantel” insanlardan oluştuğu; ayrıca bu şahısların adanın gelişmesini istemeyenler olduğu da söyleniyor. Bu konuda ne dersin?
B: Adaya benim gibi büyük kentlerden gelip yerleşmiş ya da yerleşmek isteyenler “adalılar” tarafından nasıl görünürse görünsün; nasıl tanımlanırsa tanımlansın. Çok fazla önemi yoktur. Böylesi gelenler hiç olmazsa kendi “özgür iradeleriyle” gelmişlerdir. Bu türden tartışmalar, gelişme potansiyeli bulunan ve keşfedilen her küçük coğrafyada yaşanmaktadır. Bu bağlamda “Tekkeyi bekleyen çorbayı içer” anlayışı yanlıştır. “Biz 40 yıldır buradayız, adamlar geliyorlar, paralarıyla her şeye sahip olabileceklerini sanıyorlar” düşüncesi de “sakat bir yaklaşımdır.” Bu arada bazı “adalılar” büyük kentlerden gelenler için: “Niye gelmişler ki? Dolandırıcılar mıdır nedir? Parası ve doğru düzgün projesi varsa, niye buraya gelmiş ki?” şeklinde “paranoyaya” sahip oldukları görülmektedir. Elbette ki herkesin bir “geliş hikayesi” vardır. Ama; “Öküz altında buzağı aramak” niyedir?! 

Belki de işin esası budur: Ada… Öküz… ve buzağı… (!)

13 Ocak 2014

cihangir.bulent@gmail.com

Diğer Yazıları
  • PAYLAŞ
  • İzlenme : 2818