Bugün: 21.02.2018
  • Ana Sayfa
  • »
  • “ERGENEKON DAVASI”NDAN BİR PORTRE: HURŞİT TOLON

“ERGENEKON DAVASI”NDAN BİR PORTRE: HURŞİT TOLON


Bir dönem Ege Ordu Komutanlığı yapan Emekli Orgeneral Hurşit TOLON’un “Ergenekon Davası” neticesinde ömür boyu hapis cezası aldığını duyunca, İzmir’de verdiği bir seminer sonundaki “soru-cevap” kısmında geçen küçük bir tartışma aklıma geldi. Aslında 2008’de tutuklandıktan sonra zaman zaman aşağıdaki “hikayeciği” çevremdekilerle paylaşıyordum.

Hatırladığım kadarıyla 2004’ün sonlarıydı. Yer Dokuz Eylül Üniversitesi Rektörlüğü, Konferans Salonu’ydu. E.Org. Hurşit TOLON tarafından verilecek olan seminerin özü kabaca “ülkemizdeki irticai hareketlerdi.” (Sanıyorum ki TOLON tarafından verilen bu seminerlerde söz konusu davaya konu olmuştu.) Biz akademisyenler için “sıradan” bir etkinliğe katılmaktan öteye bir anlam taşımıyordu. Neyse… Hararetli bir şekilde yapılan konuşmada ülkenin “irticai hareketlerle” nasıl geriye doğru sürüklendiği anlatılmıştı. Ama hiçbir şekilde 12 Eylül 1980 darbesine değinilmemişti. Ön sıralara yakın konumda oturan şahsım tarafından yönlendirilen ilk soru şöyleydi: “Bu süreçte, 12 Eylül 1980 darbesini yapan meslektaşlarınızın hiç mi sorumlulukları yok?” gibilerinden bir soruydu. Zaten hararetli bir şekilde konuşma yapan E.Org. Hurşit TOLON, ileri derecede sinirli bir şekilde: “Vaaaaaaaaay! Kan akıyordu kan! Bu nasıl soru böyle! Akan kan durduruldu!” benzerinde bir şeyler söylemişti. Elbette ki şahsımın “üsteleyeceği” daha başka bir şey olamazdı. Arkasından çok fazla soru sorulmasına da fırsat verilmeden seminer sonlandırıldı. Salon çıkışında sivil giyimli (sonradan albay olduğunu öğrendiğim ama kim olduğunu öğrenemediğim) bir şahıs yanıma yaklaşarak: “Böylesi provakatif sorular sormamalısınız” benzerinden tehditkâr bir uyarıda bulunmuştu. Yine sessiz kalmayı tercih ettim.
 
Yukarıda yaşanılan küçücük olay bile: “Ben işime gelen kısmını görürüm” anlayışının dışa vurumu değil midir? Bazı “durumları” görmemek için niye direnç oluşturulur ki? “Bana sağcılar suç işliyor dedirtemezsiniz!” diyen devlet büyüğümüzü hatırlayınız (Oysa bu ve benzeri söylemlerinden pişman olduğu anlaşılmaktadır)

Demokrasilerde darbelerin kabul edilebilinir bir yanı olmadığı malumlarınızdır. “Askeri vesayetin” sivil otorite üzerindeki bu denli baskısı kabul edilebilir değildi. Askeri vesayetin kaldırılması elbette gerekiyordu.  Ancak geldiğimiz “durum” oldukça düşündürücü ve üzücüdür.

11 Ağustos 2013

Diğer Yazıları
  • PAYLAŞ
  • İzlenme : 3476